EBÛ KERB TEBBÂN ES’AD’IN, YEMEN KRALINI YENMESİ VE YESRİB’E SAVAŞ AÇMASI

Nasr’ın oğlu Rabîa ölünce, Yemen’in bütün mülkü Ebû Kerb Tebbân Es’ad’ın oğlu Hassân’a geçti. Babası Tebbân Es’ad, doğudan gelince yolunu Medine (Yesrîb) üzerine çevirdi. Medine halkı ise, hiç telâş etmedi.

Tebbân Es’ad arkalarında bir oğlunu yerine halef birakmıştı.

O ise, ansızın öldürüldü. Tebbân Es’ad, Medine’ye bir kez daha geldi. Medine’yi yıkmaya ve halkının kökünü kazımaya kararlıydı. Ensâr’dan olan bu bölge halkı, onun için toplandılar. Bunların reisi Tilla’nın oğlu Amr idi. Çıkıp savaştılar. Ensâr, gündüz ona karşı savaşacaklarını, gecede ona ikram edeceklerini va’d ettiler.

Medînelilerin bu davranışı, onun hoşuna gidip: “Vallahi, kavmimiz doğrusu çok cömert veiyiliksever!” diyordu.

Tebbân Es’ad, onlarla bu şekilde savaşırken, Yahudi hahamlarindan ilimde yükselmiş iki âlim geldi. Bunlar, kralın Medine’yi yıkmak ve halkını öldürmek istediğini duyunca ona:”Ey kral, sen bunu yapma, yoksa sana acele bir azâb gelmesinden emîn olamayız!” dediler.

Kral da onlara: “Neden yapmayayım?” diye sordu. Onlar: “Çünkü bu Medine şehri, son zamanda Kureyş kabilesinden bu Harem-i Şerif bölgesinden çıkacak bir Peygamberin hicret yurdu olacaktır. Bu Medine şehri O’nun yurdu ve yerleşeceği yer olacaktır.” dediler.

Kral, bundan vazgeçti. Çünkü o iki adamin ilim sahibi olduklarıni görüp, onlardan işittiği habere hayret etti, Medine’yi bırakıp gitti ve o iki âlimin dînine girdi.

Tebbân Es’ad ve kavmi putlara tapanlardandı. Mekke’ye doğru yöneldi. Mekke, Yemen’e giden yol üzerindeydi. Usfân ile
Emec arasına gelince, Müdrike oğlu Hüzeyl oymağından bir topluluk ona gelip;
Ey kral! Senden önceki kralların gafil oldukları ve içinde inci, zeberced, yâkûd, altın ve gümüş bulunan eski bir hazîneyi sana gösterelim mi?” dediler.

Kral da:
Gösterin!” dedi. Onlar: “Bu hazîne, Mekke’de, halkının ibâdet ettiği ve yanında namaz kıldığı bir evdir (Ka’be’dir).” dediler.

Hüzeliler bununla, ancak kralın helak olmasını istemişlerdi. Çünkü o hazîneyi almak isteyen kralların ve onun yanında azanlarin helak olduklarını biliyorlardı.

Kral, onların dediklerini yapmaya karar verince, o iki hahama adam gönderip bu işi sordu. Hahamlar da, ona: “O adamlar, ancak senin ve ordunun helak olmasını istemişler. Biz, yeryüzünde Allah’ın kendisi için beyt (ev) edindiği ondan başka bir ma’bed bilmiyoruz. Eğer seni da’vet ettikleri şeyi yaparsan, şüphesiz sen de helak olursun, seninle beraber olanların hepsi de helak olur!” dediler.

Kral: “Öyle ise, ona gittiğim zaman ne yapmamı bana emredersiniz?” diye sordu.

Hahamlar da: “Onun yanında halkının yaptığını yaparsın: Onu tavaf edersin, ona ta’zim ve ikramda bulunursun, onun yanında başını traş edersin ve yanından çıkıncaya kadar ona karşı alçak gönüllü olursun” diye cevâb verdiler. Kral da: “Pekâlâ, bunu yapmaktan sizi meneden nedir?” diye sorunca, hahamlar: “Vallahi o, babamız Ibrahim’in yaptığı evdir (ma’beddir). O şüphesiz sana haber verdiğimiz gibidir. Lâkin onun halkı, çevresine diktikleri putlarla ve onun yanında döktükleri kanlarla bizimle onun arasına girdiler. Onlar müşriklerin pisidir.” dediler.

Kral, hahamların öğütlerini dinleyip sözlerini doğruladı. Hüzeyl’den olan o adamları yakalayıp, ellerini ve ayaklarını kesti.
Sonra Mekke’ye geçip gitti. Ka’be’yi tavaf edip onun yanında deve boğazladı, saçıinı traş etti ve Mekke’de altı gün kaldı. O günlerde, deve boğazlayıp, Mekke halkına yedirdi ve bal şerbeti içirdi.

Kral, rüyâsında Ka’be’yi örtülediğini görüp, ona oldukça kalın bir örtü giydirdi. Sonra rüyâsında Ka’be’ye bundan daha güzel bir örtü giydirdiği gösterilince, bu defa Ka’be’yi değerli Yemen kumaşıyla örtüledi.

Tebbân Es’ad -rivayet ettiklerine göre- Ka’be’yi örtüleyen ve bunu valilerine vasıyyet edip, onu temizlemeyi emreden
ilk kimsedir. Yine Tebbân, Ka’be’ye kan, leş ve hayızlı kadının bezini yaklaştırmamalarını emretmiştir. Ka’be’ye bir kapı ve bir anahtar yaptırdı.

Sonra beraberindeki askerler ve iki haham ile beraber Mekke’den Yemen’e doğru yola çıktı. Yemen’e gelince, kavmini, girdiği dîne çağırdı. Onlar ise, bunu kabul etmeyip Yemen’deki bir ateşe, onu muhakeme için havale ettiler . Yemen’de bir ateş vardı ki, ihtilâf ettikleri şeylerde onlar arasında hüküm verirdi. Bu ateş zâlimi yer, mazluma zarar vermezdi.

Kralın kavmi putlarıyla ve dinlerinde kendisiyle yanaştıkları şeylerle çıktılar. O iki haham da, mushaflarını boyunlarına takmış olduklari hâlde çıktılar.

Hepsi gelip, ateşin çıkardığı oyuğun yanına oturdular. Ateş üzerlerine doğru gelince, ondan dönüp sakındılar ve korktular. Orada bulunanlar ise onları kınayıp teşvik ettiler ve ateșe sabretmelerini emrettiler. Onlar da, ateş kendilerini sarıp putlarını ve putlarla beraber sundukları şeyleri ve Himyer halkından bunları taşıyanları yeyinceye kadar sabredip, yerlerinden ayrılmadılar.

Hahamlar, boyunlarındaki mushaflarıyla ateşten dışarı çıktı. Alınları terlemiş, fakat ateş zarar vermemişti. Bunu gören Himyer halkı, kralın dinine girmeye karar verdiler. İşte Yemen’de Yahudiliğin aslı, bu olaydan ve bu yerden çıkıp yayılmıştır.