HZ. YUSUF (A.S.)’IN DUASI
قد أتيتبي من الملك وَعلتبى من تاويل الأحاديثِ
قاطر السموات والأرض آنت ولتي في اليا الأرة توقّبی
مسلما والحقبى بالصالجين ر

Türkçe Okunuşu:
“Rabbi kad âteytenî minel mulki ve allemtenî min te’vîlil ehâdis(ehâdisi), fâtıras semâvâti vel ardı ente veliyyî fid dunyâ Vel âhıreh(âhıreti), teveffenî muslimen ve elhıknî bis sâlihîn.”

Türkçe Meâli:
“Ey yerleri ve gökleri yaratan! Dünyada ve ahirette yardımcım sensin Müslüman olarak canımı al ve beni Salih (iyi)
insanlar arasına kat.” 

Bu anlamda sen beni yönetici kıldın, belirli bir makam ve mevki, mal sahibi yaptın. Bunlar dünya nimetlerinden bana
lûtfettiklerindi. “Beni olayları (ya da rüyaları) yorumlamaya ilişkin bazı bilgiler ile donattın.”

Bana olayların nasıl noktalanacağını kestirebilmemi, rüyaları yorumlayabilmemi sağladın. Bu ise, bilgi noktasında
bana lûtfettiklerindendi. Tüm bunlar senin nimetlerin, senin lütuflarındı Rabbim! Onları bir bir hatırlıyor, sayıyorum.
“Ey göklerin ve yerin yaradanı!” Yeri de gökleri de tek bir sözünle yaratıverdin. Bu noktada her şey de senin elindedir. Yer de, gökler de, oralarda yaşayanlar da senin gücüne hiçbir biçimde karşı koyamaz.

“Gerek dünyada, gerek ahirette tek dayanağım sensin.” Tek destekçim, tek yardımcım sensin.

Dua Rabbim, senin lütuflarının, senin gücünün göstergesidir tüm bunlar. Rabbim senden ne yöneticilik, ne sağlık, ne de mal mülk istiyorum! Benim senden istediğim, tüm bunlardan daha kalıcı, daha özenilesi bir şeydir:

“Canımı müslüman olarak al ve beni iyi kulların arasına kat..”

Böylece makam ve mevki de, yöneticilik de, yeniden buluşma sevinci de, ailenin biraraya gelişi de, kardeşlerinin kaynaş-
ması da hepsi geride kalıp gözden kayboluyor. Tüm görüntü sadece son sahneyle kaplanıyor: Bir kul sade bir birey olarak Rabbine el açmış; O’ndan müslümanlığını ölene dek korumasını, canının müslüman olarak alınmasını; ahirette iyi kullar arasına katılmasını dilemektedir.

Hz. Yusuf son sınavda da mutlak başarısının göstergesidir Hz. Muhammed‘in -salât ve selâm üzerine olsundoğup
büyüdüğü, ardından da peygamber olarak görevlendirildiği toplumda bu kıssa bilinmiyordu. Üstelik ancak olayı yaşamış kahramanlarca bilinebilecek sırlarla yüklü bir kıssaydı bu. Tüm bu sırlar, tarihin derinliklerine gömülüp gitmiş durumdaydı.

Nitekim Allah da surenin başında peygamberine şöyle buyurmuyor muydu?

“Biz bu Kur’an’ı sana vahyetmekle sana kıssaların, eski milletler ile ilgili hikâyelerin en güzelini anlatıyoruz. Oysa daha
önce bu hikâyeleri hiç bilmiyordun.”